• nkutluk

Güzel Atlar Ülkesinde bir Festival: Cappadox

Updated: May 23, 2019



Tek kelimeyle özetlemek gerekirse: Soğuktu. Ama acayip soğuktu. Öyle yağmur yağacak, eser şimdi, üzerimize hafif bir şeyler alalım soğuğu falan değil; bildiğin kış, kıyamet. Üşüdük, ıslandık, donduk. Ama eğlendik mi? Herhalde, o da soru mu?


Cappadox maceramız aslında festivalin ilk yılıyla başlamıştı. Tabi ki İpek’le beraber planlamıştık. Yalnız o ilk sene, kalacak yeri ayarlamak konusunda biraz geç kalmış ve zorlanmıştık. Sonra son dakikada bir arkadaşımızın daha aramıza katılmasıyla birlikte üç kişi, benim arabamla, 7-8 saatlik yola atmıştık kendimizi. Burada belirtmeden geçemeyeceğim ki, Kapadokya’ya gitmenin en güzel yanlarından biri dümdüz ovada araba sürmek, tuz gölününün maviden pembeye (evet pembeye!) dönen sularının kıyısında gitmek, Tuz Gölü müzesinin önündeki insanları her seferinde penguen sanmak, ovanın sonunda koskoca dağı görüp her seferinde şaşırıp fotoğraf çekmek ve tabiki o çarpıcılığı yansıtamayan telefon fotosuna bakıp sinir olmak.

İlk sene kavurucu bir sıcağın altında (bize de hava şartı beğendirilmiyor) her türlü etkinliğe katılmıştık. Aksaklıkları ve hatta bazen risklere karşı alınmış yetersiz önlemleri görmüş (örneğin zorluca bir vadi yürüyüşü için gerekli ayakkabı ve kondisyon şartlarının yeterince vurgulanmaması gibi), fakat festivalin ilk senesidir, olur böyle şeyler demiştik.

Geçen sene, daha Cappadox’un Ca’sı açıklandı, biz hemen uçak biletimizi ve otel rezervasyonumuzu yaptık. Gidebilseydik, en iyi koşulların olduğu sene olacaktı herhalde. Fakat ben onun yerine dünyayı dolaşmaya, İpek de bir süreliğine New York’a yerleşmeye karar verdiği için planlar iptal oldu (evet dram!).

Bu sene de aynı şekilde, daha duyar duymaz, başka kimse gelir mi gelmez mi düşünmeden, iki ayrı oda ayırttık. Çünkü illa birileri son dakikada gelmek isteyecek ve yer bulamayacak, bunu biliyoruz. Nitekim ilerleyen günlerde onlarca insan kombinasyonu oldu ve nihayetinde iki oda da kullanıldı. Uçakla gitmeyi düşünürken de yine arabayla gitmeye karar verdik ve macera başladı.


Kapadokya güzel atlar ülkesi demekmiş. Festival öncesi Ankara’dayken babamdan öğrendim bunu, ne güzelmiş. Ben bir hafta öndecen Ankara’ya geçmiştim, İpek de arabayla gelip beni aldı ve babamla annemin ortak menüsüyle güzel bir öğle yemeği yedikten sonra, yola devam ettik. Yaklaşık dört saat sonra hedefteydik.

İlk akşam hafif bir yağmur ve hafif bir serinlikle her şey yolunda gibiydi. Fakat özellikle ikinci günde, bardaktan boşalırcasına ne kelime, üzerimize kovayla su döküyorlardı adeta. Donumuza kadar ıslandık ama bunu benzetme olsun diye söylemiyorum. Kelimenin gerçek anlamıyla öyle. Tabi hal böyle olunca, doğada açık ateşte pişirmeydi, piknikti, o yürüyüşüydü, bu yürüyüşüydü, pıtır pıtır iptal olmaya başladı. Mümkün olan etkinlikler iç mekanlara veya Perili Ozanlar Vadisi’ne alındı ve o mekandaki konserlerin hepsi -sahnenin üstü kapalı olduğu için- yapılabildi. Şimdi bu noktada benim anlamadığım şu açıkçası: Eminim ki Cappadox kadar büyük bir organizasyonu planlamak uzun zaman gerektiriyor ve planlar çok önceden yapılıyor. Zaten en basit festivali bile hayata geçirmek çok zor iş. Fakat hava koşullarının bu olduğu da nerdeyse iki hafta önce belli oldu. Hadi olumlu düşünceyle hava döner diye düşünülmüş olsun, son bir haftada artık durum kesinlik kazanmış halde. Nasıl oluyor da her etkinliğe bir alternatif düşünülmüyor? Bu işteki zararın ne kadar olduğu gerçekten merak ettiğim bir konu. Örneğin sadece Doğada Açık Ateşte Pişirme denen etkinliğin fiyatı 250 TL. Kombine paketler var, bir çok etkinliğin aynı anda alındığı. Mesela 900 TL’lik paket alan kişiye, Açık Ateşte Pişirme iptal olunca nasıl bir iade yapılıyor? Çünkü tek tek etkinlikleri toplasan paket fiyatından fazla. Bunlar bir hayli kafamı kurcaladı bu süreçte. Bence bu senenin en çok eleştirilecek noktalarından bir tanesi, kötü durum senaryosunun hazır olmamasıydı. Bu kadar kapsamlı ve büyük çaplı, insanların bir hayli uzun yoldan geldiği bir etkinlik için olmazsa olmaz olmalıydı.


Cappadox, sanat, müzik, gurme zevkler ve doğa sporlarını bir araya getiren türde bir festival. Bu açıdan oldukça enteresan aslında. Fakat benim naçizane fikrim, sanat konusunun biraz daha düşünülmesi gerektiği yönünde. Ben bir sanat yönetmeni değilim nihayetinde ama bazı arkadaşlarımın aksine, modern sanatı sever, takdir ederim. Dünyanın önemli modern sanat müzelerini gezmişimdir, bazılarının hangi koridorunda ne vara kadar ezberlemişimdir. Haddime mi değil mi bilmiyorum, ama bir itirazım var. Cappadox’taki “enstalasyonlar”ın özellikle kentin tarihi, dokusu ve “seçme kelimelerle” açıklanmaya çalışılması bana çok zorlama ve çok 80’ler geliyor. “Bir kaç sanatçının eseri buraya gözünüz gönlünüz açılsın diye yerleştirildi. Bakın, görün, ne hissediyorsanız odur” dense, ben daha fazla keyif alacağım. Bir de üstüne cümleye Aşıklı Höyük’ün o bölge ve hatta dünya tarihi içerisindeki önemi ve bundan feyz alan sanatçılar gibi söylemlerle başlayınca, insan ister istemez Aşıklı Höyük’e hayatını vermiş arkeologların, sanatçıların, mimarların, araştırmacıların olaya dahlini bekliyor. Bu kadar sanat sanat diyip de bugüne kadar iki adım ötedeki bir ekipten hiç faydalanmamak bana çok enteresan geliyor.

Mekanlar o kadar güzel, büyülü ve bunca insan orada ne yaparsa yapsın o kadar keyif alır ki, bir noktada tüm olumsuzluklar siliniyor ve “iyi ki gelmişiz ya” deniliveriyor. Hiç bir etkinliğe katılmayıp, sadece şehirde turlamak, bir yerlerde yemek içmek, gülmek, uzaktan gelen müziği dinlemek bile güzel. Geceleri Perili Ozanlar Vadisindeki elektronik müzik konserlerinde dans etmek de günü tamamlamak için harika bir seçenek. Ben mesela Büyük Ev Abluka’da sevmez bir kişiyken, bu sene onları Fırtınayt olarak dinledim ve bayıldım. Hatta benim için en şaşırtıcı ve zevk aldığım konserdi diyebilirim.


Kısacası, arada biraz Cappadox’u gömmüşüm gibi olduysa da yine gider miyim sorununun cevabı bende evet açıkçası. Ama hava bu kadar soğuk olmadığı sürece :))) Bu sene kullanımımıza arabasını veren Medediye’de öpücüklerimizi yolluyorum bir defa daha. Seneye uçağını bizimle paylaşmak isteyen olursa hiç itiraz etmeyeceğimi belirtmek isterim. Şöyle ki, dönüş yolunda -sanırım- bir sapak kaçması sonucu Ankara’ya Azerbaycan üzerinden dönme girişimimiz oldu. Takdir edersiniz ki o yol bitmedi, bitmedi, bitmedi. Yalnız Kayseri-Yozgat arası karayolu Mayıs ayında çok güzel. Bir ara Yozgat’a yerleşmeye karar verdim. Hislerimde ciddiyim.

Şurada bir de İpek’in Cappadox yazısı var. Onun yazı yazma konusundaki hızına asla erişemeyeceğimden, ben tembel teneke olarak geriden geriden geliyorum. Fakat etkilenmemek için ben de onun yazısını okumadan bunu yazdım. Onun için hadi şimdi hep beraber bir de ondan dinleyelim: https://gununicindenbidilar.com/2017/05/24/18-21-mayis-2017-cappadox/

#Cappadox #Festival #Kapadokya #Zeynep #İpek #Ankara

kandisi kandisi® 2019