• nkutluk

Kendi Hızlı Yolculuğu Yavaş Tren



Ankara'ya son gidişimde, babamla Ankara İstanbul arasında trenin mi yoksa uçağın mı daha mantıklı olduğu üzerine konuşup tartışmıştık.

Aslında kabataslak yaptığımız hesaplamada, Avrupa yakasında oturan biri için Atatürk HL 1 saat 50 dakika, Sabiha Gökçen HL 1 saat fark atmıştı trene. Fakat ben uzun zamandır Türkiye'de trene binmediğimden, trenleri çok sevdiğimden ve de "hızlı tren"den bizim ne anladığımızı merak ettiğimden bu yolu denemeye karar verdim.

Sonda söyleyeceğimi baştan söyleyeyim, durum uzaktan yaptığımız hesaptan daha da vahimmiş.

Bilet alma sürecinden başlayayım. Bu kısım oldukça kolay ve zahmetsiz. İnternetten bilet alınabiliyor ve daha da güzeli evde basılıp kullanılabiliyor. Belki tek eksiği normal ve business biletlerin özellikleri hakkında az bir bilgi veriliyor olması ama göz ardı edilebilir bir durum. Kadın erkek yan yana bilet alınamıyor, aynı cinsiyeti seçmek gerekiyor falan, bunları zaten biliyor herkes diye varsayıyorum.


Benim çocukluğum Ankara'da geçti, çok da sevdiğim bir şehirdir -ya da 10 sene öncesine kadar öyleydi. O çocukluğun en sevdiğim hatıralarından bir kısmı da gardadır. Anneannemle dedemi karşılayışlarımız, onları geçirirken treni kaçırıp Sincan'a kadar tren kovalayışlarımız, tek başıma yaptığım ilk tren yolculuğunun heyecan/korku/mutluluk karışımı duyguları... önemlidir yani o gar benim için. Zaten tren garları dünyanın neresinde olursa olsun güzeldir, önemlidir. Elalem tren istasyonunun ne kadar eski olduğunun altını çizer. New York yahu, New York bile afedersiniz kıçı kırık tarihinin eseri olarak büyük merkez tren istasyonunu tüm görkemiyle tutar, en romantik filmlere konu edilir.


Neden arada bu bilgiyi verdim, anlatayım. Haritadan nasıl gidiyoruz diye baktım, ok bildiğim gar gözüküyor. Çıktık yola, gara gittik, hızlı tren eski garın arka tarafında kalıyor. Dedim herhalde ona yakın raylar normal trenlere hizmet ediyor, arkadakiler hızlı trene. Çok eminim yani bir şekilde eski gar binasını göreceğime. Ama tabi ki yanılıyormuşum. Bir defa, henüz bir bölümünün inşaatı ciddi sekilde bitmemiş gar binasında önce kaybolduk. Sonra bir girdik ki, orası bir gar değil, havaalanı. Kocaman bir alan, mermer, cam ve çeliğin en ifadesiz birlikteliğiyle döşenmiş, hiç bir sıcaklığı olmayan bir bina. Zaten en son trenin yanına giden bölüme de bileti olan yolcular dışında kimse alınmıyor. Yani bir klasik olan, tren uzaklaşırken el sallama ritüeli, artık maalesef yapılamıyor. Ne kadar ufak, insani; ne kadar önemli ama ne kadar olayın ruhu düşünülmeden belirlenmiş bir ayrıntı degil mi? Zaten görsel olarak hepimizi üzen, biraz da bu ruhsuzluk değil mi son yıllarda? Neyse.

Trene binince, açıkçası diğer ülkelerdeki hızlı tren deneyimlerimden yola çıkarak biraz daha modern, son teknolojiyle donatılmış bir vagon bekliyordum. Artık İstanbul’daki bazı belediye otobüsü hatlarında bile USB girişi ve wifi var, bence oradayız zaten teknolojik olarak. Gelin görün ki, vagonlar öyle yepyeni mis gibi bir his vermiyor açıkçası. Wifi var evet ama 100 MB ile sınırlı. Video falan izlemeyin diyorlar ayrıca bağlanırken. 4 saatlik yolculukta bir şeyler de izlemeyeceksem zaten ben wifi’yı n’apayım? Şarj için bir priz veya USB girişi ise, sadece ortasında masa olan 4lü koltuklarda varmış. Neden sorması ayıp? Business Class’ta durum nasıl bilmiyorum, tek bildiğim tekli koltuk seçenekleri olduğu. Ama eğer varsa, aradaki 30 TL farkı vermeye değer doğrusu.


Tren yaklaşık olarak 250 km hızla gidiyor. Fransız TGV veya Japon Shinkansen gibi 300 km'lere çıktığını görmedim ama belki de ben kaçırdım. Bir de açılıştan önce bakanların duyurduğu gibi 3 saat falan değil, tam olarak 4 saat 15 dakika sonra İstanbul'da oluyor. Yani İstanbul derken, şehre girer girmez sağda indiriyor daha ziyade. Eski tren garlarına olan garezimiz İstanbul’da da devam ettiğinden, bilindiği gibi Haydarpaşa kullanımda değil. Burada bir parantez açayım, yakın zamanda yaptığım bir başka araştırma sırasında öğrendim ki, 2013’ten beri Sirkeci’de de durum aynıymış ve İstanbul’a gelen tren Halkalı’da indiriyormuş. Hakikaten bu güzelim yapılara yönelik uğraşıyı anlamak mümkün değil. Sorsan “ecdadımız” falan ama aksiyona geldi mi bütün tarihi dokuyu yok etmeye çalışmakta birinciliğe koşuyoruz. Yine neyse...

Tren Pendik’te indirdikten sonra nasıl karşıya geçerim konusunu araştırmıştım. Metro haritalarına göre, trenden sonra metroya geçilebiliyor. E o zaman güzel, fena da değil diyerek yola koyulmuştum. Ama Pendik’te beni bir sürpriz bekliyordu… çünkü haritalara bakınca sanki tren istasyonundan direk metroya geçiliyormuş gibi gözüken yol aslında 2 km’lik, dışarıdan yürünen, yokuş yukarı ve minimum 15 dakikalık bir yol. Bir defa metroya ulaştıktan sonra Şişli’ye geçmek, bir kaç defa hat değişse de, oldukça kolay. Ama oraya ulaşmak, hele ki elinde bavullar olduğu bir durumda olunca, pek mümkün değil.

Pendik metrosundan Marmaray’a aktarma yapmak için Ayrılık Çeşme durağında iniliyor. Seyahat süresi 35 dakika. Marmaray’a geçtikten sonra, Yenikapı’ya kadar yol 12 dakika, Yenikapı Şişli arası ise 14 dakika. Yani toplamda, gardan Şişli’ye diye bakarsak ve gara da yarım saat önce vardığımızı düşünürsek, seyahat süresi 6,5 saat. Fiyat 70 TL + metro biletleri (İstanbul kart ile yaklaşık 3.5 TL).

Uçağa gelecek olursak, doğru zamanda alınırsa 50 TL’ye bile bulmak mümkün oluyor. Uçak için 1 saat önceden havaalanında olmak gerekiyor, Uçuş süresi ortalama 1 saat, havaalanından çıkmak yarım saat ve Atatürk Havaalanı’ndan Şişli’ye kadar metro 50 dakika. Yani toplam 3 saat 20 dakika. Hadi 45 dakika da Ankara’da AŞTİ’den havaalanına gitme süresi diyelim, 4 saat 5 dakika eder. Sabiha Gökçen’den gelirken buna 1 saat daha eklemek gerekir.

Kıssadan hisse: Pendik’ten 10-20 TL’lik taksi mesafesinde bir yerlere giderken tren mantıklı olabilir. Bavulsuzken de bir noktaya kadar, macera arayışı ve tren sevdasını tatmin etmeye yönelik düşünülebilir. Ama Pendik’ten sonra uzun mesafesi ve hele de bavulu olanlara asla tavsiye etmem. Şehre girmeyen hızlı tren yapmışlar, ne anlamsız!

#Tren #Ankara #İstanbul

0 views

kandisi kandisi® 2019