• nkutluk

Coachella II - Gelişme

Updated: May 23, 2019



Önceki yazıdan insan ve alan sayıları karşılaştırması aklınızda mı? Değilse eğer tekrar hatırlatayım: Coachella 1 haftada 100 bin kişi, Rock n Coke 60 bin kişi. Coachella’da alan 2500 dönüm üzerine kurulu, Rock n Coke 2013’te 130 dönüm. (Hep 2013 örneği veriyorum, zira en fazla katılım ve en büyük alan kullanımı buydu RnC için)

O halde bu bilgiler ışığında gözlemlerimi paylaşıyorum. Sık sık Festivallere gidenleriniz daha fazla bağlantı kuracaktır tahmin ediyorum.

  • Tuvaletlerle başlıyorum, çünkü normalde bir insanı festivalden bezdirebilecek bir şey varsa, o da en başta tuvaletler. Bizim festivallerin büyük çoğunluğunda olduğu gibi plastik kabin tuvaletler de var; yerleşik düzenli, alt yapısı, dolayısıyla sifonu olanlar da. Eğer festivallere giden biriyseniz sayıları gözünüzün önüne getirin ve şu söyleyeceğime inanın inanabilirseniz: Tuvalet için 5 dakikadan fazla hiç beklemedim, sabahları kamp alanı hariç, plastik tuvaletleri hiç kullanmadım ve hiç pis veya tuvalet kağıdı eksik bir tuvalete girmedim. Festivalin en yoğun olduğu cumartesi gecesi de buna dahil. Plastik kabin tuvaletler hiç bir ortamda sevimli değiller ama onlar da kendi ölçülerinde temizlerdi, içlerinde malzemeleri tamdı. Hepsinde çıkışta birer el dezenfektanı vardı.

  • Sabahları duş konusu, bir çok forum ve yazının konusuydu ve beni endişelendirmişti. Gerçi daha önce RnC’da kaç kez duş aldın derseniz, cevap hiç. Hatta o susuz RnC’da sabah uyanıp eve dönüp duş alıp alana geri dönmüşlüğüm var. Ama çölde olduğun ve her rüzgarda ağzının gözünün kum dolduğu düşünülürse, duşsuzluk daha büyük bir problem. Onun için gelirken endişelerim vardı. Madem bu kadar sıra oluyor diyerek ilk sabah bedava olan duşları değil de, 10 USD karşılığında kullanılabilen “super duper” duşları kullanayım dedim ve pişman oldum. Çünkü bunların olduğu taraftaki duş sayısı azmış, dolayısıyla gerçekten çok uzun süre bekledim. Hatta festival süresince sırada beklemek konusunda zorlandığım tek yer burasıydı. İçinde de hiç de super duper bir durum yoktu doğrusu. İkinci gün normal duşlara gittim. Sıra uzun görünmesine rağmen 15 dakika içerisinde duşumu almaya başlamıştım. Duşlar, içlerinde yan yana 8er tane duş kabini bulunan konteynerlerden oluşuyor ve eğer eksik saymadıysam, bu konteynerlerden kampın bir tarafında kadınlar için toplam 6 tane var. Aynı şekilde kampın bir başka köşesinde de var ve tabi bir de erkekler için var. Demek ki yaklaşık 200 tane duş var. Bu, paralı dışlar hariç rakam. Bana kalırsa gayet makul ve yeterliydi. Ha bir 100 daha artırılsa fena mı olur? Yo, neden olsun.

  • Kamp alanına girerken, arabanda makul ölçüde yiyecek içecek (alkol dahil) taşıyabiliyorsun. Sadece, alkolün yüksek dereceli olmaması gerekiyor. Yani bira şarap ok, Whisky ise değil. Festival alanına su dahil hiç bir yiyecek içecekle sokmuyorlar ama kamp alanında kendi imkanlarını kendin sağlayabiliyorsun. Bunun yanında aslında kampın da kendine ait bir yiyecek içecek satan bölümü ve bir marketi var. Markette fiyatlar ateş pahası maalesef. Yine de yanında getirdiklerine izin var. Sadece satacak miktarda getiremiyorsun, kendi kullanımın kadar sokabiliyorsun. Zaten millet bayağı mutfak kuruyor kamp alanında.

  • En önemli konulardan birine geliyorum: SU. Milletvekilliği müessesesini kendime hiç uygun görmesem de tek bir konu için milletvekili olmak istediğimi bir çok arkadaşıma söylemişimdir, o da su. Su hayattır! Reklam gibi olduysa da gerçek şu ki insan 30 gün bir şey yemeden yaşayabiliyor (ki bence bu gündelik gerçeği yansıtmıyor :)) ama susuz sadece 4 gün yaşayabiliyor. Hatta ciddi anlamda susuzluk 4 güne kalmadan da götürebilir adamı. Bu sebeple bir kere suyun her işyeri tarafından insanlara sunulmasının kafadan zorunlu olması gerektiğine inanıyorum. Nasıl kompanse ettikleri beni ilgilendirmez, ister damacanayla ister tankerle içme suyu getirsinler ama su, isteyen herkese verilmesi gereken bir şey. Bununla ilgili bir yasa olmalı. Aynı şeyi festivaller için de savunagelmişimdir hep. Hatta festivallerde bence daha da önemli. İşte Coachella’nın en takdir ettiğim yönlerinden biri bu oldu. Ok, su şişelerde satılıyor ve tanesi 2 USD. Ama bir defa aldıktan sonra içini doldurabileceğin bedava su istasyonları var. Üstüne, kapı girişlerinde sıra beklerken eğer bekleme zamanı uzadıysa, insanlara “paylaşın” diyerek bedava şişe suyu dağıtıyorlar. O da yetmezmiş gibi her broşürde, hatta yollarda, megafonla “dehidrasyona dikkat, yeterince su içtiniz mi?” diye bağırıyorlar. O sıcakta, o kadar alkol (ve daha niceleri) tüketilirken hayati öneme sahip hatırlatmalar bunlar. Tabi bu arada belirtmeden geçemeyeceğim, muhtemelen bu önlemlerin hepsi, Woodstock ’99 faciası sonrası alınmış önlemler. Fakat biz de hiç mi dünyadan öğrenmeyiz, onu anlamıyorum.

  • Yukarıda biraz bahsettim aslında ama kamp alanına herkes girebiliyor. Yani “kamp biletin yok giremezsin” denmiyor. Bizde oluyor da ondan altını çiziyorum bunun. Yani düşünün bir sürü arkadaş festival alanında buluşmuşsunuz, “hadi bizim kamp alanına gidip dinlenelim biraz” diyorsun, RnC’da gidemiyorsun, Coachella’da gidiyorsun :)

  • Dikkat çeken konulardan biri görevliler. Kapılarda çok sıkı aramalar ve elektronik olarak bilekliği okutmalar falan var. Fakat bu kadar eğlenceli ve tatlı mı olunur? Herkesin oraya güzel vakit geçirmeye geldiğinden haberdarlar ve o vakti daha da eğlenceli kılmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Üstelik belli ki kimse onlara böyle bir komut da vermiyor. Kendilerinden eğlenceliler.

  • Kaliforniya içki konusunda oldukça tutucu bir eyalet. O kadar hassaslar ki adeta herkes potansiyel alkolik, insan kendini bile sorguluyor. Festival alanına 0-99 herkes girebiliyor (100 olsa eminim o da girer tabi). Fakat içki içilebilen alanlar ayrı bir şekilde ayrılmış durumda ve burası için kimlik gösterilip ayrı bir bileklik alınıyor. Ama bu sıkı denetim ve uygulamalara rağmen bira markaları festivale sponsor olabiliyor mesela… bu da bizim ”dünyada da böyle” diyen yöneticilerimize gitsin. Dünya dediğin de Amerika ve onun da bazı eyaletleriyle sınırlı zaten (ki diğerlerindeki öbür uçtan, ayrıca New Orleans yazımda bahsedeceğim).

  • İnternet gitti, POS’lar çalışmıyor diye bir şey duymadığım gibi “bekletiyor” diye bir şey de duymadım. Apple pay ve AMEX temassız, resmi ödeme yöntemiydi ve bir defa olsun aksamadı. Hatta ilk gün, festival alanı içerisindeki wi-fi bile sıkıntısız çalışıyordu. İkinci günden itibaren artan kalabalığa hizmet edemedi ama POS’lar hep kesintisiz çalıştı.

  • Tabi saat gibi çalışan POS olunca yemek sırası da hiç problem olmuyor. Bir kere o kadar çok stand var ki… Bir tek “Afters” diye bir dondurmacı vardı önünde sıra eksik olmayan, orada beklemedim. Ama diğer beklediğim tüm sıralarda 5 dakikada sipariş verdim, en maksimum 15inci dakikada da yemeğimi yiyordum.


  • Festivalin resmi adı “Coachella Valley Music and Arts Festival” buna yaraşır şekilde de sanat enstalasyonları ve eserleri var. Tabi oldukça hoş bir ortam yaratıyor.

  • Yaş grubu dikkat çekiciydi. Benimle yaşıt bir ton insan olduğu gibi 10-15-20 yaş büyüklerini bile gördüm… Hatta kampta kalan 50 küsürlük ablalarla beraber duş sırası bekledim. Hiç de öyle üniversite festivaline gitmiş gibi hissetmedim doğrusu.


  • Kamp alanında sık sık polis dolaşıyordu ama tabi öyle "şşş... nabıyonuz genşler?" tadında değil. Hakkaten bir sıkıntı varsa müdahale etmek için. Bunların bazıları golf arabalarında, bazıları bisiklette, bazıları ise inanmazsınız, atlı :) Bu arada kamp ve festival alanı arasında da eğer çok yorulduysan binebileceğin ve bahşiş usulü çalışan golf arabaları ve rickshaw'lar vardı.

  • Tabi insan sayısı çok fazla, dolayısıyla her performans ciddi seyirci topluyor. Sıcağın alnında ana sahne seyircisi bizde de olduğu gibi az oluyor tabi. Ama 60 binin azı ve 100 binin azı arasında da fark var takdir edersiniz ki. Çadırlı sahnelerdeki performanslar ise günün hemen hemen her saati ağzına kadar doluydu.

  • Gerek Türkiye’deki basında gerekse yabancı basında kıyafetler büyük konu oluyor… ve evet bir çok dikkat çekici giyim var. Bir kere alanın en az %20sini oluşturan kızlar aslında bikini/mayolu ama üstüne dantel bir şeyler geçirmiş durumda. Bunun yanında üstüne hiç bir şey giymeyip sadece meme uçlarına sticker yapıştırmış gezen kız da gördüm, Borat mayosuyla dolaşan adam da… Ama çoğunluk bildiğin kot şort üstü t-shirt. Tahmin edersiniz ki kimse de kimseye karışmıyor, laf etmiyor. Hava karardıktan sonra ise ışıklarla kaplı olanından fosforlusuna, kafasına kocaman bir şeyler takmışına kadar bayağı değişik tasarımlar görmek mümkün. Bu arada şunu da belirtmem gerekir ki bence kızların genelde stylish olmaları bir yana, esas erkeklerin stylish halleri dikkat çekici çünkü bu bizde çok da görmeye alışık olmadığımız bir durum.


  • Yine benim için dikkat çeken noktalardan bir tanesi “o dünün bilekliği onu çıkarın” tarzı saçma sapan talepler olmamasıydı. Daha önce içki alımı konusunda bir kontrol yapıldığından bahsetmiştim. Her gün kimliğini gösterip yeni bir bileklik alman gerekiyor. Fakat herkes bileklik olayının festival “deneyiminin” bir parçası olduğunun farkında. Artık dükkanlar festival bilekliği satıyor öyle düşünün. Hatta New Orleans uçağında, 10 kişi falan hariç, herkeste Coachella bilekliği vardı. İnsanlar yaşadıklarını yanlarında götürmeyi seviyorlar. Nedir bizde bazı festivallerde “eski bilekliği çıkar” ısrarı, asla anlamadım anlamayacağım, üstelik ertesi güne ait bileklik rengi başka olmasına rağmen.

  • Belirtmeden geçemeyeceğim, insanlar birbirlerine karşı genel olarak inanılmaz kibarlar . Herkes birbirinden özür diliyor, yardım ediyor falan. Yalnız olduğumu gören bir kız “resmini çekmemi ister misin?” diyor, bir çocuk benim kamp alanına ilerlediğimi görüp, kendisi de festival alanına girdiği için elindeki su şişesini bana uzatıyor “atacaklar nasılsa şimdi” diyerek, bir başkası kendisi zaten 4-5 tane su alırken benim suyumu da ödüyor. “Neden” diyorum “neden olmasın” diyip uzaklaşıyor falan. Yani bu tutum üzerine ciddi kompozisyon yazarım aslında çünkü sadece bu festivalde karşılaştığım bir şey değil, ama yerim dar :)


  • Carpoolchella diye bir olay var. Eğer arabanda 4 kişi ve daha fazlası olarak geliyorsan, arabanın üzerine "Carpoolchella" yazıyorsun ve farkedilmeyi bekliyorsun. Alana girerken izleyen kameralardan biri seni seçtiyse, ömür boyu VIP bilet kazanıyorsun. Bu tabi emisyonu azaltmak ve çevreye bilincini artırmaya yönelik bir hareket. Yalnız söz konusu Los Angeles olunca, bence yersen. Bu arada VIP alanı da öyle aman aman bir yer değil ama katılan ünlüler orada olduğu için bir çekiciliği var tabi.

  • Yalnız pahalı… Amerika için pahalı olduğu gibi bizim paramızla küfür ettirecek kadar pahalı. Tek bir örnek vermek istiyorum: Bira fiyatı Amerika genelinde 4 hadi bilemedin en özelinde 5-6 olsun, festivalde 10 USD! Üstelik bununla da bitmiyor, meşhur “tipping” olayı var. Su standından marketine kadar her yerde. Baştan tip bırakırken bir yerden sonra “ben mi kurtarıcam bunların hayatlarını” diyip kestim tabi, napıcam… ama ufaktan utanarak olduğunu da kabul etmeliyim :/

  • Son olarak bir de şehir efsanesinden bahsetmek isterim. Çoğunlukla bizdeki konser ve festivaller sonrası “yurt dışında böyle mi oluyor, millet elinde ne varsa çöpe atıyor, konser sonrası bir çöp göremezsin” efsanesi dolanır… yok öyle bir şey. Hele ki son 2-3 ana sahne konseri sonrası ortalık çöp kaynıyor. Saatlerce sahne önünde duran adamdan içtiği herşeyi elinde tutmasını bekleyemezsin zaten. Ama görevliler tarafından konser biter bitmez toplanmaya başlanıyor ve sabah festival alanı, bir gün önce üzerinden 100 bin kişi geçmemişçesine sıfırlanıyor.

İşte kendime göre aldığım notlar ve karşılaştırmalı olarak dikkatimi çeken noktalar bunlar. Konserler ve festival sonu izlenimlerim ise son yazının konusu.

Coachella I Coachella III

#Coachella #Festival #CarCamping #Müzik

kandisi kandisi® 2019